PHP Object Oriented Programming
Bu dersimizde class lar ile çalışmaya başlıyoruz.Basit bir örnek çalışma olarak Hesap Makinesi yapılışından bahsediyorum.Keyifli İzlemeler.

Devamı...
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Görsel Eğitimler PHP
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Yapabileceğim tek şeyin bu olduğunu düşündüm.

İlk sefer çok zordu yarım gün kadar gitmiştim. Soğuktu, ilk defa bu kadar kalmıştım sokaklarda. Hiçbir yeri bilmiyordum. Sabaha kadar yürüdüm. Kaldırımlar ve karanlık. Çok dayanamadım, açtım. Geri döndüm.

Ardından ikinci, üçüncü, dördüncü… Mahalledeki komşular birkaç kere evden gittiğimi duymuş, çocukları ne okulda ne de mahallede oynuyordu benimle. Eti senin kemiği benim demişti bizimkiler hocaya. Anlamıyordum bu dersleri ne yapayım kaçıyordum ben de. Anlayacağın okulla da aramız iyi değildi.

Her seferinde biraz daha uzun kaldım sokaklarda. Dönmek istemiyordum. Evet, biliyorum soğuk, açlık, korku ama ne yapabilirdim. Çantama biraz ekmek koyuyordum, birkaç kalın kazak. Çok bir şey yoktu zaten. Fakirlik…

O gün yine dönmüştüm eve. Dönmez olaydım…

Babam yine içmişti, kapıdan girince bana baktı, sanırım iki gündür oğlunu çok merak etmişti. Üzerime atladı. Annem de payını aldı tabi. Babam: ‘Ne doğru düzgün ana olabildin ne de kadın’ diyordu her seferinde. Hep birşeyler eksikti. Küçük kardeşimi doya doya öptüm, anama sımsıkı sarıldım o gece yatmadan önce. Yürüyordum sadece. Arada arkama bakıyordum. Korkuyordum. Önce yavaştı adımlarım, kollarım, bacaklarım acıyordu, biraz topalladım ama devam ettim. Rüzgârın soğuğu suratımdaki tokatların sızısını azaltıyordu. Hızlandım…

Nereden gittiğimi çok iyi biliyordum ama nereye gittiğimden emin değildim.

Artık alıştım, bu üçüncü yılım sokaklarda.

Taa ilk evden kaçtığım günler bazı arkadaşlarla tanışmıştım, onlar da dönmemişler. Bazısının ailesi her akşam kavga ediyormuş, bazısının ailesinde para sorunları varmış, sonra içki işte, bi’ çocuğun annesiyle babası ayrılmış, okulda hiç mutlu olmadık ve bizi anlayan başka arkadaşımız da yok. Bana birçok şey anlattılar sokaklar hakkında. Öğrendim ve her seferinde sokaklara biraz daha alıştım.

Gruplarına aldılar beni de, zaten yoksa yandın. Burada yalnızsan bittin. Her şeyi beraber yapıyoruz. Güvende hissediyoruz bu şekilde. Aç olduğumuzda beraber bir şeyler buluyoruz bazen çalıyoruz, bir kavga varsa hep beraber dalıyoruz. Burada bazı çocuklar var onlar sadece sokaklarda çalışıyorlar sonra evlerine dönüyorlar. Bazen aileleri getiriyor çocukları peçete satsınlar, dilensinler diye. Biz de işte hem sokaklarda yaşıyoruz hem de çalışıyoruz. Kendi paramızı kazanıyoruz icabında.

Evet, tiner de kullanmaya başladım. Nedenini sorma ben de bilmiyorum ağabey. Sokak yaşamı bu yapmam gerekiyordu. Onu çektiğimde böyle içime, kafam çok güzel oluyor, düşünmüyorum. Kötü olan her şey uzaklaşıyor bazen. Annem geliyor gözlerimin önüne, kardeşim geliyor. Hayallerim geliyor gözlerimin önüne. Mutlu olanlar…

Tiner aynı zamanda bizim gücümüz gibi. O elimdeyken kimse yanaşmıyor. Ellerinde alışveriş poşetleriyle zengin piçleri analarının bacaklarına dolanarak bizden uzak duruyorlar. Yani kendimizi koruyoruz ağabey sanki. Cepleri paralı, güzel güzel kıyafetleriyle insanlar yürürken yollarını değiştiriyorlar bizi görünce. Sevgililer bize çekine çekine bakıyorlar.

Televizyonlar haberler yapıyor tinerci vahşeti diye. İnsanlar bizden korksunlar diye her şey yapılıyor. Bizim tercihimiz sanıyorlar sokakları. Sen bak ağabey, bak işte buralara. Bak şu elimdekine, bak şu çöplüğe, bak üstüme başıma sence gerçekten biz mi seçmişizdir!

O zaman söyle onlara da, sor diğerlerine de.

Bizleri koruması gerekenler, insanları bizden korumaya devam ederlerse; bizlere güç vermesi gerekenler, bize karşı güç kullanmaya devam ederlerse bu gerçeklik biter mi?

Farkında değiller mi bizler de çocuğuz…

Ya bizleri suçlu görenler, bizi suça itenlerse...

Anlayacağın durumumuz böyle işte. Fakirlik, kavgalar, dayak, tiner, buradaki arkadaşlarımız, kaldırımlar, korku, güç, açlık, soğuk…

Duvarların dışından bakınca her şey farklı be ağabey.

Adım mı? Adımı hatırlamıyorum. Bu kadar sorun ve yalnızlık içerisinde sen en iyisi bana sokağın çocuğu de.

Kal sağlıcakla…

Ahmet Maloğlu
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Bilgi Bankası
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
İletişim sadece konuşmak değildir. Ne söyleyeceğimizi bilmek, Bunu ne zaman söylemenin daha uygun olacağına, Nerede söylemenin doğru olduğuna karar vermek, En iyi nasıl söyleneceğini düşünmek, Olayları basitçe anlatabilmek, Akıcı bir dille ve karşımızdaki kişiyle göz kontağı kurarak konuşabilmek, Dikkati yoğunlaştırmak ve verdiğimiz mesajların alınıp alınmadığını fark edebilmek iletişime bizleri yaklaştırır.Devamı...
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Bilgi Bankası
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Zartın 10 sırrı, zurtun 1552 yolu vs. varken, kitap okumanın “püf” noktaları olmaz mı?

Eski bir kitap kurduyum. Ortaokul yıllarında başladı kitap okuma sevdam. Dünyam olurdu okuduğum kitaplar. Bitince kurtulamazdım etkisinden. Farklı dönemlerde, karakterlerde yaşamanın fırsatı idi okuduklarım. Bazen bir cümle görürdüm. Defalarca okurdum. Anlamadığımdan değil, benim içimdeki duyguyu bir başkası nasıl da böyle güzel yazabilmiş diye. Bazı kelimelerin dizilişini kıskanırdım. Ya, bunu ben yazmalıydım diye… Bir yazara kaptırırdım kendimi. Onun bütün kitaplarını okumadan içim rahat etmezdi. Çözerdim dil kalıplarını adeta. İçimden onun yazım tarzında konuşurdum. Kapağı açılmamış her kitap heyecan verirdi. Bitenlerse zenginlik. Öyle her kitabı alamazdık. Param yetmezdi. Bugünkü kafeli kitapçılar da yoktu. Düzenini ezbere bildiğimiz birkaç yer vardı. Kredi kartı falan nerede… En fazla söz verirdin sonraki aylar ödeyeceğim diye. Onlar da sana bir kart çıkarırlardı. Belki böylece birkaç kitabı alabilirdin aynı anda… İlk kitabını çıkaran Türk yazarlar bulmaya çalışırdım. Kendimce destek olurdum onlara… Kitabın arka kapağındaki yazılardı beni en çok etkileyen. Ama ünlü kişilerin “okudum, şahane idi.” yazıları değil. Yazarın kendi kelimeleri büyülerdi… Alınacak kitaba karar verilirdi…
Devamı...
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Bilgi Bankası
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Nazlı Eray’ın Ekmek Arası Rüya kitabındaki yazılarından birinde önerdiği, Truman Capote’nin Yaz Çılgınlığı romanını bitirdim az önce. Romanın sonunda, saklandığı yerden çıkıp elli yıl sonra –yazarının ölümünden on yıl sonra- yayımlanmasının ilginç öyküsü de var. Yazarın kendini tüketerek ölüme yolculuğu da anlatılıyor biraz.Devamı...
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Bilgi Bankası
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz
Arama
  Ara
Blog Sayaç