Yapabileceğim tek
şeyin bu olduğunu düşündüm.
İlk sefer
çok zordu yarım gün kadar gitmiştim. Soğuktu, ilk defa bu kadar
kalmıştım sokaklarda. Hiçbir yeri bilmiyordum. Sabaha kadar yürüdüm.
Kaldırımlar ve karanlık. Çok dayanamadım, açtım. Geri döndüm.
Ardından
ikinci, üçüncü, dördüncü… Mahalledeki komşular birkaç kere evden
gittiğimi duymuş, çocukları ne okulda ne de mahallede oynuyordu benimle.
Eti senin kemiği benim demişti bizimkiler hocaya. Anlamıyordum bu
dersleri ne yapayım kaçıyordum ben de. Anlayacağın okulla da aramız iyi
değildi.
Her seferinde biraz daha uzun
kaldım sokaklarda. Dönmek istemiyordum. Evet, biliyorum soğuk, açlık,
korku ama ne yapabilirdim. Çantama biraz ekmek koyuyordum, birkaç kalın
kazak. Çok bir şey yoktu zaten. Fakirlik…
O gün yine dönmüştüm eve. Dönmez
olaydım…
Babam yine içmişti, kapıdan
girince bana baktı, sanırım iki gündür oğlunu çok merak etmişti. Üzerime
atladı. Annem de payını aldı tabi. Babam: ‘Ne doğru düzgün ana
olabildin ne de kadın’ diyordu her seferinde. Hep birşeyler eksikti.
Küçük kardeşimi doya doya öptüm, anama sımsıkı sarıldım o gece yatmadan
önce. Yürüyordum sadece. Arada arkama bakıyordum. Korkuyordum. Önce
yavaştı adımlarım, kollarım, bacaklarım acıyordu, biraz topalladım ama
devam ettim. Rüzgârın soğuğu suratımdaki tokatların sızısını
azaltıyordu. Hızlandım…
Nereden gittiğimi çok iyi
biliyordum ama nereye gittiğimden emin değildim.
Artık alıştım, bu üçüncü yılım
sokaklarda.
Taa ilk evden kaçtığım günler
bazı arkadaşlarla tanışmıştım, onlar da dönmemişler. Bazısının ailesi
her akşam kavga ediyormuş, bazısının ailesinde para sorunları varmış,
sonra içki işte, bi’ çocuğun annesiyle babası ayrılmış, okulda hiç mutlu
olmadık ve bizi anlayan başka arkadaşımız da yok. Bana birçok şey
anlattılar sokaklar hakkında. Öğrendim ve her seferinde sokaklara biraz
daha alıştım.
Gruplarına aldılar beni de,
zaten yoksa yandın. Burada yalnızsan bittin. Her şeyi beraber yapıyoruz.
Güvende hissediyoruz bu şekilde. Aç olduğumuzda beraber bir şeyler
buluyoruz bazen çalıyoruz, bir kavga varsa hep beraber dalıyoruz. Burada
bazı çocuklar var onlar sadece sokaklarda çalışıyorlar sonra evlerine
dönüyorlar. Bazen aileleri getiriyor çocukları peçete satsınlar,
dilensinler diye. Biz de işte hem sokaklarda yaşıyoruz hem de
çalışıyoruz. Kendi paramızı kazanıyoruz icabında.
Evet, tiner de kullanmaya
başladım. Nedenini sorma ben de bilmiyorum ağabey. Sokak yaşamı bu
yapmam gerekiyordu. Onu çektiğimde böyle içime, kafam çok güzel oluyor,
düşünmüyorum. Kötü olan her şey uzaklaşıyor bazen. Annem geliyor
gözlerimin önüne, kardeşim geliyor. Hayallerim geliyor gözlerimin önüne.
Mutlu olanlar…
Tiner aynı zamanda bizim gücümüz
gibi. O elimdeyken kimse yanaşmıyor. Ellerinde alışveriş poşetleriyle
zengin piçleri analarının bacaklarına dolanarak bizden uzak duruyorlar.
Yani kendimizi koruyoruz ağabey sanki. Cepleri paralı, güzel güzel
kıyafetleriyle insanlar yürürken yollarını değiştiriyorlar bizi görünce.
Sevgililer bize çekine çekine bakıyorlar.
Televizyonlar haberler yapıyor
tinerci vahşeti diye. İnsanlar bizden korksunlar diye her şey yapılıyor.
Bizim tercihimiz sanıyorlar sokakları. Sen bak ağabey, bak işte
buralara. Bak şu elimdekine, bak şu çöplüğe, bak üstüme başıma sence
gerçekten biz mi seçmişizdir!
O zaman söyle onlara da, sor
diğerlerine de.
Bizleri koruması gerekenler,
insanları bizden korumaya devam ederlerse; bizlere güç vermesi
gerekenler, bize karşı güç kullanmaya devam ederlerse bu gerçeklik biter
mi?
Farkında değiller mi bizler de
çocuğuz…
Ya bizleri suçlu görenler, bizi
suça itenlerse...
Anlayacağın durumumuz böyle
işte. Fakirlik, kavgalar, dayak, tiner, buradaki arkadaşlarımız,
kaldırımlar, korku, güç, açlık, soğuk…
Duvarların dışından bakınca her
şey farklı be ağabey.
Adım mı? Adımı hatırlamıyorum.
Bu kadar sorun ve yalnızlık içerisinde sen en iyisi bana sokağın çocuğu
de.
Kal sağlıcakla…
Ahmet Maloğlu